Sarhoş adamın öyküsü

can ender gökçe

Kırk beşinci yaşgünümü dün gece tek başıma beş şişe bira içerek kutladım, ama benim içtiğim bira çok yüksek alkollü Belçika birası olduğundan hafife almaya gelmez. Bu yaşın özel bir anlama geldiğini düşündüğüm için içtim o kadar herhalde, yoksa doğum günlerimi her akşamkinden farklı geçirmek gibi bir alışkanlığım yoktur. Üç bira içerim ve hafif yalpalamaya başladığım zaman hooop yatağa giderim. Elbette yatmadan önce en az yarım litre su içmeyi ihmal etmem dostum yoksa ertesi sabahın tehlikeye girmesi olasılığı yüksek olur. Yani ya işe geç kalırsın, ya hiç gidemezsin, ya da gidersin de bütün gün baş ağrısından ruh gibi oturursun ya da ortalıkta dolaşmaktan başka bir şey yapmazsın. Bu da pek hoş karşılanmaz iş yerinde. Nerede öyle karşılanır ki zaten, benimki boş laf bakma sen.

On beş dakika sonra

Ben pek konuşkan bir tip değilimdir normalde ama bazen böyle bir kaç bardak içtim mi çenemin düşeceği tutar. Üzgünüm dostum, bu akşam da sen yakalandın bu boşboğaz işe yaramazın bir boka benzemeyen laflarına… Eyvallah, anladım zaten, sen de kafa adamsın ama kibarlığı bırak şimdi. Önce ben saçmalayacağım sen dinleyeceksin, sonra da sen, sarhoşluk budur oğlum. Oğlum dedim diye bozulma ha, neredeyse o yaşlardasın ondan. Her sarhoşun karşısındakinin saçmalıklarını çok önemli bir şeymiş gibi dinlemesi şarttır hem, komik bir şeyler söylediği zaman en içten bir şekilde gülmesi de aynı derece önemlidir. Çünkü sarhoşluk hali insanların içlerini birbirlerine en çok yaklaştırdıkları ve anlamaya çalıştıkları zamandır ve insan bunun daha da içten ve samimi olması için ekstra bir çaba göstermelidir bana kalırsa. Özellikle her iki kişi de çok içmişse… Gerçi yeterince içilmişse buna gerek kalmaz ya, neyse.

 

Hem bak ne diyeceğim: Ben dün gece kırk beşinci yaşımı kutladım, biliyor musun? Kutladım derken lafın gelişi yani, kutlanacak bir tarafı olduğundan değil yani. Kırk beş yıl yaşamış olmak sana nasıl görünüyor, söylesene bana… Sen çok gençsin daha, kaçsın 32 mi? Ne?? 29 mu? Ne iş yapıyorsun? Oh oh, finans sektöründesin demek, paralar oluk oluk akıyor desene. Anladım… Ben gemi inspektörüyüm. Gemilerin denetimini yapıyorum. Efendim… Pek anlamadın değil mi? Hahhahha… Ben senin işinle ilgili anlattıklarını ne kadar anladıysam sen de benimkileri o kadar anlamışsındır işte. Bu meslekler bizim hayatımızın duvarları çoktan beri, farkına varamadın mı? Hepimizi ayrı dünyalara hapsediyorlar, olay bu kadar basit.

…Ne o, konuşmuyorsun hiç? Kaç dakika geçti dikkat ettim, tek bir laf etmedin. Yoksa bir derdin mi var? Yalnızlık mı çekiyorsun burada? Canını ben mi sıktım yoksa? Kalkıp gidebilirsin istiyorsan, seni zorla tutan yok. Dertleşelim diye oturduk şuraya, istemiyorsan gitmekte serbestsin. İyi peki tamam, ben öyle bir şey varsa saklama diye dedim, kızma hemen. Oturuyoruz işte… Hadi şerefine!

…Türk’sün demek… Ben Belçikalıyım, eğer varsa öyle bir şey. Hahhahha… Belçika’nın kuzeyindenim evet. Ama on yaşına kadar kaldım oralarda. Sonra on sene Brüksel’deydim, kalanı da böyle dolaşmacayla geçti işte. Ne Belçikalısı ya, Flaman’ım ben düpedüz… Almanca ve Fransızca da bilirim ama ana dilim Flemenkçe tamam mı? Senin ana dilin ne? Türkçe mi? Demek sen azınlıklardan değilsin ha? Nasıl da iyi biliyorum sizin oraların meselelerini ha?

Bak oğlum, sana büyük bir laf edeyim, kimsenin nereli olduğunun önemi yoktur tamam mı? Yalnız mısın, önemli olan budur, mutluluğunu bu belirler. İşte apaçık sen de öylesin, ben de. Yalnızlığın şerefine öyleyse! Siktiğimin yalnızlığı ikimizin de ortak milletidir bundan böyle. Hahhahha…

Yirmi dakika daha sonra

Kaç tane içtin ki sen? Dört mü? Dikkat et, bu biranın dört tanesi diğerlerinin sekiz tanesine denktir. Ben bir gece bundan dört tane içmiştim de sevdiğim kızın kapısına dayanmıştım, biliyor musun? Onu ne kadar sevdiğimi, ona sunacak daha ne kadar çok şeyim olduğunu söylemiştim. O ise bir daha evine gitmememi, onunla konuşmamamı ve aramamamı söylemişti bana, bağıra çağıra hem de. Özür dilerim genç adam, canını böyle sıkıcı aşk hikayeleriyle sıkmak istemezdim… Demek sizde de çok ha böyle gönlü kırıklar. Bak bunu bilmiyordum işte!

Her neyse, o kız bana öyle bağırdıktan sonra ben de kimseye öyle şeyler söylemedim. Anlıyorsun değil mi, birisi sana öyle bağırdıktan sonra, bir başkasına aynı şeyleri söyleyemezsin artık. Sen anlayışlı bir insansın dostum, ne dediğimi anlıyorsun. Ben de bir daha öyle şeyleri kimseye söylemedim ve o hisleri bir daha da hissetmedim zeten. Sonra evlendim bir de, biliyor musun? Çok iyi bir insanla, kafalarımız pek iyi uyuşurdu, melek gibi kızdı yemin ederim. Altı sene evli kaldık ve iki çocuğumuz oldu. Onlara bakmak için kaç para ödüyorum hala biliyor musun? Maaşımın yarısını.. Ya, evet tam yarısını. Bunlara alışsan iyi olur dostum, hayatın gerçekleri bunlardır.

…. Şimdi ne mi yapıyor? Hangisi, beni kovan mı? Bilmem, o günden sonra bir daha görmedim onu, hiçbir fikrim yok o yüzden. En son benim yerime başkasıyla birlikte olduğunu duymuştum; ama ne hala o adama birlikte olup olmadığını biliyorum, ne de bir başkasıyla evlenip evlenmediğini. Ama hala bazı akşamlar onu düşünmeden uyumam, bazı sabahlar da onun rüyasını görmüş kalkarım.

…Bilmem ki ne yapıyor şimdi… Neyse boşver yüzde doksanını unuttum ben onun, kalan yüzde onu böyle arada gelip gider. Şerefsiz, sen de az değilmişsin ha, nereden hatırlattın bana yirmi yıl önceki karıyı? Bak hala sorup duruyor hınzır.

Baksana, yarın işe gitmeyecek misin sen oğlum? Hadi o zaman iyi geceler, yatma vakti geldi artık…