Kayıp bir Ruh

Can Ender Gökçe

Yalnızca yirmi üç yaşındaydı.

Amerika’nın en seçkin üniversitelerinin birinin İngilizce bölümünden mezun olmak üzereydi, artık son dönemiydi ve notları da hiç fena sayılmazdı.

Ailesinin evi yakın bir kasabada olmasına rağmen, çoğu zaman üniversitenin yurdunda kalmayı tercih ediyordu. Bunun sebebi arkadaşlarıyla birlikte olmak değildi aslında, yurttaki arkadaşlarıyla arası hiç de iyi değildi çünkü. İşin aslına bakarsanız, belki bir iki yakın arkadaşı dışında, okulda ya da sınıfında kimseyle arasının iyi olduğu söylenemezdi.

Devamlı şapka ve güneş gözlüğü takıyor, genelde yalnız başına dolaşıyor, kimseyle çok fazla yakınlaşmamaya özen gösteriyordu. Okuldaki öğretim görevlileri ve öğrenciler de durumun az çok farkındaydılar ama pek de önem vermemişlerdi bu duruma. Öylesine kalabalık bir okulda herkes sosyal biri olmaya çalışmak zorunda değildi sonuçta. Üstelik burası Amerika’ydı, bireysel özgürlüğün beşiği…

Bu durumun başka bir sonucu daha vardı tabii: Etrafındaki çoğu kimsenin onun geçmişinden haberdar olmaması. Gerçi olsalar da çok şaşırmazlardı ; çünkü ortaokul ve lisede de benzer davranışları sergilemişti, aynı insandı hemen hemen. Oysa ki ilkokul öğretmeni onun özellikle matematik ve İngilizce derslerinde iyi olduğunu söylüyor, diğer öğrencilere örnek gösteriyordu. Aynı dönemden arkadaşları da onu sakin ama iyi bir arkadaş olarak görmüşlerdi hep.

Ortaokul ve lisedeyse durum farklıydı artık. Sekiz yaşında ailesiyle birlikte Güney Kore’den göçmüş ve ABD’ye yerleşmiş olması, onun işini pek kolaylaştırmamıştı anlaşılan. Kültürel olarak mütevazılığın ve ağırbaşlılığın hakim olduğu Güney Kore’den, fırlamalığın yükselen değer olduğu ABD’ye göçleri, en çok ailenin en küçük üyesi olarak onun uyum sağlamasını zorlaştırmış olmalıydı. İngilizcesinden özellikle utanır gibiydi, birisi soru sormadıkça kolay kolay konuşmuyordu artık sınıfta. Sadece lise öğretmeni onu konuşmaya zorladığında, boğuk ve anlaşılması güç bir sesle, okuması istenen parçayı aksanlı bir şekilde okuduğunu hatırlıyordu. Bir kaç cümle, istenilen kadar, hepsi o.

Lise döneminde, yani insan topluluklarının kendilerinden farklılara karşı en acımasız olduğu dönemde, sessizliğinden ve farklılığından dolayı oldukça dışlanmış ve alay konusu olmuş olması, elbette kişiliği üzerinde derin izler bıraktı, maddi durumu pek de iyi olmayan aile bireyleri de kötü gördükleri bu gidişi engellemek için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Babası günün büyük bölümünde bir kuru temizlemecide çalışıyor, bu yüzden çocuklarına çok vakit ayıramıyordu ama annesi onu mahallenin yakınında bulunan bir kiliseye götürmüş ve rahibe onun hakkındaki endişelerini anlatmıştı. Rahip de onu İncil’i gayet iyi okuyan ve anlayan ama hiç konuşmayan bir çocuk olarak anımsıyor şimdi.

Yirmi üç yaşındaki bu genç adam, derslerine giriyor, verilen ödevleri yapıyor ama daha fazlasına pek de çaba göstermiyordu. Bunun yanında, pek sıradan davrandığı da söylenemezdi çoğu zaman, iki kez cep telefonuyla kızların bacaklarının fotoğrafını çekerken yakalanmıştı mesela. Bir keresinde de sene başında öğretmen herkesten ismini bir kağıda yazmasını istediğinde o kocaman bir soru işareti çizip vermiş, bu olaydan sonra sınıfta adı “soru işareti” olarak kalmıştı.

Üniversite yılları boyunca iki kızı devamlı takip ederek rahatsızlık verdiği ama ikisinin de ondan şikayetçi olmadıkları ve polisi haberdar etmedikleri öğrenildi. Bir öykü dersindeyse, yazdığı öyküler fazlasıyla vahşet içerdiği için öğretmeni tarafından psikolojik destek bölümüne gönderilmiş, burada kendisinin psikolojik yardıma ihtiyacı olduğu tanısı konulmuş ve belirli bir programa devam etmesi istenmişti. Kimse programa devam edip etmediğini kontrol etmedi, o da devam etmemişti zaten.

Bu muğlak tanıdan yaklaşık bir yıl sonra, Şubat 2007’de, ilk tabancasını bir internet sitesinden satın aldı. İkincisiniyse Mart ayında evinin yakınlarındaki bir silah dükkanından tüm koşulları taşıdığını kanıtlayarak alması kolay oldu. Virginia yasalarına göre akıl sağlığı yerinde her Virginia mukimi 30 gün aradan sonra yeni bir silah alma hakkına sahipti.

16 Nisan 2007’de sabah yedi civarlarında okuduğu üniversitedeki kız ve erkeklerin karma olarak kaldıkları bir yurda girip, 19 yaşındaki Emily Hilscher’i ve sesler üzerine odaya gelen 22 yaşındaki Christopher Clark’ı vurarak öldürdü.

Daha sonra bu binadan çıktı, kendi yurduna gitti, yeni planları için hazırlıklarını tamamladı, önceden hazırladığı ve içinde resimler, kendi yazıları ve videolar olan bir paketi NBC televizyonuna gönderilmek üzere postaya verdi.

Yaklaşık iki saat sonra kampüse geri döndü ve saat ona yaklaşırken, daha önce kendisinin hiç ders almadığı dersliklerle dolu bir binaya tüm cephanesini yüklenmiş olarak girdi. Sınıflara girerek gördüğü herkese ateş etti, bazı sınıfların kapısını kırarak öldürebildiği kadar insanı öldürmeye çalıştı.

Polis binaya girdiğinde son bir silah sesi duydu, onun kendi başına dayadığı silahın sesini…

İşini bitirdiğinde toplam ölü sayısı kendisiyle birlikte 32, yaralı sayısı 25, attığı toplam kurşun sayısı ise 170 taneydi. Oldukça hazırlıklı geldiği ve hedefi son derece açıktı. Hedef aldıkları arasında daha önce herhangi bir iliskiye girdigi tek bir kişiye raslanılamadı. Bu büyük dram karşısında Virginia Teknik Üniversitesi bir hafta yas ilan etti, katliamın gerçeklestiği binayı tüm dönem boyunca eğitime kapattı ve ölenler için haftalar süren yas törenleri düzenledi…

Seung-Hui Cho ise televizyonda ölümünden sonra yayınlanan video ve yazılarında, kendisini bunu yapmaya zorlayanları acımasız bir dille suçluyordu. Onlar, yani zengin arkadaşları ve çevresindeki diğer insanlar bunun olmasını engelleyebilirlerdi ama kendilerini kaptırdıkları zevk ve sefa içindeki aldanmış hayat tarzları bunu görmelerini engellemişti. Bir türlü ellerindekilerle yetinmemişler, diğerlerini düşünmeden hep daha fazlasını istemişlerdi. Fotoğraflarının çekik gözlü bir “taxi driver”dan hiçbir farkı yoktu -tek bir ayrıntı dışında- filmin sonu bu sefer farklı olmuştu.

Cho kahraman olamamış; yapayalnız olduğu bu dünyada bir türlü gerekli yardımı alamayınca, bu yardımı alamadığından habersiz olarak ve kendini gelecek nesiller için feda ettiğine inanarak kendince gerekeni yapmış, acımasız ve kötü dünyanın gidişatına bir son vermeye çalışmıştı.

Seçtiği yol tarihin en büyük okul katliamını gerçekleştirmek olsa bile olay bundan ibaretti yalnızca.