İnsanlar neden daireler çizerek yürürler?

Bir çok gerilim filminden aşina olduğumuz sahne şöyledir: Kahramanlarımız saatlerce korkutucu bir ormanda yollarını kaybetmiş halde yürürler ve sonra bir bakarlar ki dönüp dolaşıp başladıkları yere gelmişler! Aramızda bu sahneyi hala Hollywood senaristlerinin yeterince yaratıcı olmamalarına bağlayan bazı arkadaşlarımız varsa, benim de onlara kötü bir haberim var, o da şu:

İnsanların daireler çizerek yürüdükleri aslında gerçek! Üstelik bir çok ilginç araştırma ile desteklenen de bir olgu, daha doğrusu öyleymiş ama bizim haberimiz yokmuş. Detaylar ve ilgili araştırmaların linkleri her zamanki gibi yazının devamında…

Bu insanlar orman yolunda yürümelerine rağmen, onlar da daire çizmeye yelteniyorlar mıydı, bilemiyorum.

Konuyu anlatmaya ilk olarak Max Planck Enstitüsü‘nden Jan Souman‘ın ve ekibinin 2009 yılında yaptıkları araştırmayla başlayabiliriz. Bu çalışmada, insanların yürürken daire çizdikleri, Sahra Çölü’ne ya da Almanya’da bir ormana bırakılan ve yerleri GPS ile takip edilen katılımcıların geceleri saatlerce daireler çizerek yürümeleri sonucu teyit edilmiş (Detayına ilgi duyanlar için, bu araştırmaya ilişkin bir link burada).

Ama bu çalışma, sözünü ettiğimiz davranışın nedenini de araştırsa dahi, bunu tam olarak açığa koyamamış.

Souman ve ekibi, bu konuda geçmişten gelen teorilere pek yüz vermemişler. Örneğin, insanların bir bacaklarının diğerine göre daha güçlü ya da uzun olduğu fikrine dayanan teorinin geçerli olmadığı sonucuna varmışlar. Zira, bu teorinin doğru olduğu kabul edilirse katılımcıların hep aynı yöne doğru sapmaları gerektiğini, oysa katılımcıların daire çizerek yürürken farklı farklı yönlere giderek bu daireleri çizdiklerini tespit etmişler.

Ama yeni yapılan bir araştırma çok daha cesur bir yaklaşım getirmiş. Fransa’da yapılan bu araştırmada, bilim adamları bu sefer artık  bu davranışın gizemli nedeninin ta kökenine inmeye niyet etmişler. Araştırmacı Emma Bestaven‘in başını çektiği bu meraklı ekip, Bordeaux kentinde 90 metreye 150 metre ebatlarında kapalı bir boş alanı kiralamış ve araştırmaya katılan kişilerin gözlerini bağlayarak bu boş salonda yürümelerini sağlamış. Bundan da amaçları, katılımcıların yürürken dış sesler ya da yerdeki herhangi bombeli ya da alçak bölgeler gibi unsurlardan etkilenmelerini engellemekmiş. Bu ekibin kullandığı başka bazı yenilikçi yöntemler de varmış elbette.

Örneğin, katılımcılar yürürken onların bacaklarındaki kas faaliyetlerini ölçmek için EMG (elektromiyografi) kullanmışlar, onları güç platformları üzerine çıkararak, ayakta dururken dengelerini bacaklarına nasıl dağıttıklarını önceden ölçmüşler ve araştırmaya katılanların subjektif “dik durma” algılarını çalışma öncesinde kaydetmişler.

Düz bir çizgi üzerinde yürümeleri istenilen altı deneme sonucunda, gözü bağlı 15 katılımcı, önceki deneylerde de görüldüğü gibi, sıklıkla iki yönden birine sapmışlar, dümdüz yürüyememişler yani. Yürüyenlerin yarısı sol tarafa, % 39′u ise sağ tarafa doğru sapma gösterirken, bir tek kalan küçük azınlık düz yürümeyi becermiş.

Bu 15 kişiden altı tanesi denemelerin hepsinde aynı yöne sapmış, diğerleri ise her seferinde farklı farklı taraflara yönelmişler. Deneme sayısı arttıkça katılımcıların daha düz yürüyebildiklerine dair bir bulguya rastlanılmamış, fakat daha hızlı yürüme hızının daha düz yürüme ile bağlantılı olduğu görülmüş.

Araştırmada, insanların bilmeden saptıkları yönün bir ellerinin, gözlerinin ya da bacaklarının daha baskın veya sık kullanılması ile bir ilişkisinin olmadığı da açığa çıkarılmış. Kaydedilen kas faaliyetlerine ilişkin verilerden de bir sonuç çıkmamış.

Yine de, araştırmacılar sonunda bir ipucu yakalamayı başarmışlar. Yürümeden önce güç platformu üzerinde dururken her bir katılımcının ölçülen “basınç merkezi“nin (yani o kişinin ayakta iken duruşunu ya da posturünü  belirleyen şeyin), üzerinde yürümeye çalıştığı düz çizgiden ne kadar saptığı ile belirli ölçüde korelasyon gösterdiği tespit edilmiş. Bu “basınç merkezi” aynı zamanda çalışma başlangıcında ölçülen katılımcıların subjektif “dik durma” algıları ile doğrudan ilişkili imiş.

Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, araştırma ekibi daireler çizerek yürüme eğilimimizin bir şekilde insanın vestibüler sistemindeki bazı düzensizliklerle bağlantılı olduğu sonucuna varmışlar. İç kulakta bulunan bu sistem, genel olarak insanın dengesini sağlamasında etkili ve bu sistemdeki ufak bozukluklar beynimizdeki “tam düz gitme” algısını yanıltıyor olabilirmiş ki bu da yürürken daire çizmemize yetip de artıyormuş bile.

Velhasıl, evet haklısınız, insan bu kadar iddialı bir çalışmanın sonucunun daha çarpıcı olmasını bekliyor. Ancak yapacak bir şey yok, bilim ve bilimsel araştırma sonuçları karşısında söyleyecek sözümüz bulunmuyor.

Söz konusu bilimsel araştırmanın Plos One‘da yayınlanan linkine  buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bu yazı için arak.. pardon kaynak olarak kullandığım site ise, The British Psychological Society‘nin Research Digest blogundan başka bir yer değil, ki bu siteyi de her daim tavsiye ederim.

Leave a Comment