Currently viewing the category: "Analitik düşünme"

Bence, hiç hem de hiç aklınıza gelmeyecek bir yolla… İki ya da üç haneli sayıların çarpımında, sonucu bulmak için bakın Japonlar nasıl bir yöntem izliyorlarmış:

Aynı sorunun karşısında, insan beyninin nasıl birbiriyle ilgisiz çözümler geliştirebildiğini göstermesi açısından da dikkate değer buldum bu videoyu.

Sizce de ilgi çekici değil mi?

Not: Aklıma sonradan geldi, eklemeden edemedim. Yukarıda insanoğlunun aynı sorunlar karşısında nasıl da birbirinden farklı ve yaratıcı çözümler üretebildiğinden bahsederken, kendimize haksızlık etmişim. YGS’deki şifre olayı esas tüm bu acayip çözümlerin ağababası değildir de nedir, sorarım size :))

İkizler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalarİnsanın çeşitli açılardan gelişimini incelememize olanak sağlayan en önemli olgulardan biri de ikizler, özellikle de tek yumurta ikizleri.

Birbirleriyle tamamen aynı genetik kodu paylaşan iki kişinin farklı çevrelerde yetişmesinin gözlenmesi, insanın doğuştan getirdiği özellikleri ile genel olarak “öğrenme süreçleri” sonucu edindiği özelliklerinin hangileri olduğunu ve bunların etkileşimini anlayabilmek için bilim adamlarına (özellikle de psikolojinin çeşitli dallarındaki araştırmacılara) paha biçilmez fırsatlar sunabiliyor.

Ama takdir edersiniz ki doğumlarının hemen ertesinde herhangi bir sebeple ayrı düşmüş, daha sonra da şans eseri, bir şekilde birbirlerini bulmuş ikizlere toplumda çok sık rastlamak mümkün değil. Ancak, tarihte bu şekilde birkaç vakaya rastlanmış. Buna ilişkin araştırmalardan en ilginçlerinden biri de, 1979 yılında Minnesota Üniversitesi’nden psikolog Thomas J. Bouchard‘ın yaptığı çalışma.

Bu araştırmada incelenen ve doğumlarında birbirlerinden ayrıldıktan sonra, 39 yaşındayken birbirlerini bulan  Jim Lewis ile Jim Springer ismindeki ikizlerin davranışları ile ilgili bulgu ve gözlemler oldukça şaşırtıcı (İsimlerinin neden ve nasıl aynı olabildiğini ben de bilmiyorum).

Bir kısmını rahatlıkla tamamen tesadüf olarak niteleyebileceğimiz bu olayların diğer bir kısmı ise insanın kafasını gerçekten karıştırabiliyor:

  • Birbirlerinden habersiz büyüyen ve yaşayan bu ikizlerin her ikisi de önce Linda adındaki kadınlarla evlenmiş, daha sonra boşanmış ve ardından Betty ismindeki kadınlarla evlenmişler (Evet, yani her ikisinin de ilk karısının adı Linda, ikinci karısının adı Betty imiş).
  • Jim Lewis ilk oğlunun adını James Alan koyarken, Jim Springer ise James Allan koymuş.
  • İkisinin de Toy isminde birer köpekleri bulunuyormuş.
  • Her ikisi de geçmişlerinde aynı benzin istasyonu ve aynı hamburgerci zincirinde çalışmışlar.
  • Aynı tip arabayı kullanıyor, aynı marka sigarayı ve birayı içiyorlarmış.
  • İzinlerinde düzenli olarak aynı tatil yöresinde tatile gidiyorlarmış.
  • İkisi de beyzboldan hiç hoşlanmazken, araba yarışı seyretmekten ve hobi olarak marangozluktan hoşlanıyorlarmış.
  • İkisi de aynı yaşlarda kilo almış ve daha sonra vermişler, ikisi de sürekli tırnaklarını yiyormuş ve ikisi de hafif birer kalp krizi geçirmişler.
  • İkisinin de migreni varmış.

Araştırmayı yapan Bouchard, ”Vardığımız sonuçlar, tıbbi ve psikolojik özelliklerin neredeyse tümünün genetik faktörlerden oldukça önemli ölçüde etkilendiğini ortaya koyuyor.” demiş araştırmanın ardından.

Bu konuda başka çalışmaları da bulunan Bouchard, çekingenlik, siyasi muhafazakarlık, çalışkanlık, kendini işe verme, düzenli olma, insan ilişkilerindeki yakınlık, dışa dönüklük, çevreye uyum ve bunlara benzeyen diğer bazı sosyal davranış şekil ve tutumlarının büyük oranda kalıtımsal olduğu sonucuna varmış.

Bouchard’ın sözü edilen araştırmalarının sonuçları ilginç elbette, ama biraz eski tarihli olduklarını da akılda tutmakta fayda var bence.

Benim kendi cevabım net bir hayır.

temel diferansiyel denklem

 

 

 

Hatta bırakın aklıma gelmelerini, önümde görünce bile inanasım gelmiyor matematiğin zaman zaman yaptığı bu tür sürprizlere. Şunlara bakar mısınız lütfen:

123456789 = ((86 + 2 × 7)5 – 91) / 34
987654321 = (8 × (97 + 6/2)5 + 1) / 34
14459929 = 17 + 47 + 47 + 57 + 97 + 97 + 27 + 97
595968 = 45 + 49 + 45 + 49 + 46 + 48
397612 = 32 + 91 + 76 + 67 + 19 + 23

36428594490313158783584452532870892261556 = 342 + 642 + 442 + 242 + 842 + 542 + 942 + 442 + 442 + 942 + 042 + 342 + 142 + 342 + 142 + 542 + 842 + 742 + 842 + 342 + 542 + 842 + 442 + 442 + 542 + 242 + 542 + 342 + 242 + 842 + 742 + 042 + 842 + 942 + 242 + 242 + 642 + 142 + 542 + 542 + 642

Ama tedbiri elden bırakmamak lazım. O yüzden, bence siz yine de bir kontrol edin, ne olur, ne olmaz… Ya birileri sizi yiyorsa? :)

Yaratıcılığınızı geliştirmek, işinizde ve genel olarak hayatınızda daha yaratıcı çözümler bulabilmek ve daha sonra gittikçe gelişen bu yaratıcılığınızı (hani aynı çalıştıkça gelişen kaslarımız misali) koruyabilmek için en etkili 29 yolu merak ediyor musunuz?

Son derece güzel grafiklerle süslenmiş bu video, tam da bu konulardan bahsediyor, iyi mi? Yani video, videoyu hazırlayanların bu işi az çok bildiklerinin bir nevi göstergesi aslında, dolayısıyla kendi kendini ispat ediyor.

 

 

İstanbul'un kuzey kısmı yerleşim alanları

ABD'deki araştırma sonuçları, İstanbul'un kuzeyi için de geçerli midir acaba?

 

Geçtiğimiz günlerde, insanların yaşadıkları yerlerin kentleşme oranı ile mutlu olma olasılıkları arasındaki ilişkiyi ölçmek için yapılmış bir araştırmaya rastladım. Daha açık olarak belirtmek gerekirse, araştırma daha az kentleşmiş yerde yaşamanın mutlu olma olasılığı üzerinde önemli bir etkisi olup olmadığı ile ilgiliydi.

Chicago Üniversitesi‘ne bağlı National Opinion Research Center‘ın düzenlediği “Ulusal Sosyal Anket”in sonuçlarından derlenen verilen kullanıldığı bu araştırmada varılan belli başlı sonuçları özet olarak şu şekilde sıralamak mümkün:

  • Genel olarak, daha az kentleşmiş bölgelerde yaşayan kişilerin daha yüksek mutluluk seviyelerine sahip olduğu görülmüş.
  • Araştırmada elde edilen (bence) daha ilginç bir sonuç ise, kuzeye doğru çıktıkça, araştırmaya katılanların mutluluk seviyelerinin düştüğünün tespit edilmesi olmuş.
  • Ancak, araştırmanın sonuçları bütün olarak ele alındığında, varılan sonuç şu ana kadar belirttiğim bulgularla o kadar da uyuşmuyor: İstatistiki verilerin toplu olarak değerlendirilmesi sonucunda, insanların yaşadıkları yerlerin, bu kişilerin mutluluk seviyeleri üzerindeki etkisinin “düşük” ya da en iyimser şekilde belirtmek gerekirse “orta” ya da “çok önemli olmayan” bir derecede olduğu görülmüş.

Önümüzdeki günlerde, son zamanlarda oldukça ilgimi çeken mutluluk ile insanların mutluluk seviyelerine etki eden faktörler hakkında yeni ve değişik yazılar yazmaya devam edeceğim.

Siz de eğer bu konulara merak duyuyor ve bu konuda daha geniş bilgi içeren güzel bir kitap okumak istiyorsanız, Gretchen Rubin‘in The Happiness Project (Mutluluk Projesi) isimli kitabını tavsiye ederim.

Kanzi Erol Atar'a poz verirkenHayvanların düşünüp düşünmediği konusu ilgimi çeken konulardan, daha önce de bu konu üzerinde bir iki kere yazmıştım (şurada ve burada görebileceğiniz gibi). Zira, gerçekten de halen bizim için gizemini koruyan bir soru bu. Hayvanlar düşünüyor mu, bunu hala bilmiyoruz ve ben bunu acayip merak ediyorum. Aynı şekilde, düşünüyorlarsa ne düşünüyorlar? Hissetme yetenekleri var mı, ya duyguları? Hepsinden de öte bir bilinçleri var mı? Peki ruhları? Hepsi sonu gelmeyen yeni sorulara yol açıyor.

Time dergisinin son sayılarından birinde bunun hakkında güzel bir makale yayınlandı, hemen yalayıp yuttum. Yazıyı oldukça beğendim, insan olmayan canlıların düşündükleri ve hissettikleri hakkındaki bildiklerimizi oldukça iyi toparlamış yazıyı yazan:

Continue reading »

Kaynana Dili

Kaynana dili çiçeği

Bitkilerin maruz kaldıkları değişik ışıkların özelliklerini analiz ederek içinde bulundukları değişik çevreleri değerlendirebildikleri ve daha önce karşılaştıkları ışıkları hatırlama yeteneğine sahip oldukları iddia edildi.

Çeşitli bitkilerin yapraklarında gerçekleşen kimyasal reaksiyonları inceleyen bilim adamları, en sonunda bitkilerin de kendilerine göre bir tür “zeka” sahibi olduklarını kabul etmek zorunda kaldılar.

Benim bu durumdan, daha bir kaç gün önce BBC News’in sitesinde yayınlanan gerçekten çok iyi yazılmış bir makale yoluyla haberim oldu. Bu haberden yaptığım alıntı metni İngilizce’den Türkçe’ye elimden geldiğince çevirerek aşağıda bilginize sunuyorum:

…Profesör [Stanislaw] Kampinski sözlerine devam etti, “Daha da ilginç olan ve bize garip gelen şey ise, bitkilerin üzerlerine tutulan ışığın rengine bağlı olarak değişen farklı tepkilerini görmek oldu. Kırmızı, beyaz ve mavi ışık türlerine  karşı karakteristik tepkileri vardı.”

Profesör Kampinski, bitkilerin maruz kaldıkları ışığın özelliklerine dair bilgileri (daha doğrusu verileri), kendilerini koruma amaçlı olarak kullanabiliyor olmalarından kuşkulanıyordu. Bu yüzden, o ve ekibi bu durumun üzerine daha fazla eğilmeye ve değişik renklerdeki ışıkların, bitkilerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini araştırmaya karar verdiler.

“Bitkinin üzerine bir saat süreyle ışık tuttuktan tam 24 saat sonra, o bitkiye bir virüs ya da bakteri enjekte ederek onu hastalandırmaya çalıştık. ” diye devam ediyor Kampinski, “ama bitkinin hastalığa karşı çok güçlü bir direniş gösterdiğini gözlemledik. Fakat, aynı mikrobu bitkiye ışık vermeden önce enjekte ettiğimizde, hastalığa hiç direnemedi.”

“Yani, bitkinin o ışığı hatırlamasını sağlayan bir belleği vardı ve bu bellek bitkinin patojenlere karşı gerekli bağışıklığı geliştirmesini sağlıyordu. Böylece, bitki değişen ışık koşullarına sağlıklı ve hızlı bir şekilde uyum gösterebiliyordu.”

Çok akıllı bitkiler

Ne düşünüyor, beni mi?

Kampinski, bitkilerin ışığın içerisinde kodlanmış olan enformasyonu kendi savunma sistemlerini geliştirmek için kullandıkları sonucuna vardıklarını da sözlerine ekledi.

Profesör Kampinski, bulgularından bahsetmeye şu şekilde devam etti: “Her farklı günün ya da mevsimin… kendine özgü bir ışık karakteristiği var. Bu yüzden, bitkiler biyolojik bir ışık hesaplaması diye adlandırabileceğimiz bir proses gerçekleştiriyor ve o dönemde etkili olabilecek hastalıklara karşı, aldıkları ışıkta  şifrelenmiş olan enformasyonu kullanarak kendilerini korumaya alıyorlar.”

Başka bir bilim adamı, Leeds Üniversitesi’nden bitki uzmanı Profesör Chrsitine Foyer ise bu araştırma sonuçlarının “tüm düşünme şeklimizin bir adım ileriye taşınması” anlamına geldiğini söylüyor.

Nöroloji ve çiçekler

Düşünen çiçek

Profesör Foyer, BBC News’e yaptığı açıklamada “Bitkiler, uzun süren açlık veya soğuk gibi çeşitli zor koşullara direnmek, bu dönemlerde hayatlarını devam ettirmek ve büyümelerine devam etmek zorundalar” dedi,  “Bu, içinde yaşadıkları çevre ve dünyaya ilişkin bir kavrayışı ve dış etkenler ile uygun olan tepkiler vermeyi gerektirir.”

***

Dikkatinizi hiç çekti mi bilmiyorum, yukarıda ne araştırmanın kendisine ne de bunu haber yapan BBC News’ın sitesine bir link verdim. Bu durumun farkına vardınız mı ya da size ilginç geldi mi? Bu biraz acayip bilimsel haberi, bir de orijinal yayınlandığı şekliyle görmek istediniz mi hiç yukarıdakileri okurken?

Ya böyle bir makale BBC’de hiç yayınlanmadıysa? Ya bunların hepsi  benim uydurduğum saçma bir hikayeden ibaretse? Ya yine bir kısa bilimkurgu öyküsü yazmaya çalışıp, başında bunu belirtmediysem?

Continue reading »

Stop Copying Plugin made by VLC Media Player