Posts by: Can Ender Gökçe

Discovery Channel’da yayınlanan Mythbusters programının yapımcılarından Adam Savage tarafından TED Konferansları kapsamında yapılan bu konuşma oldukça iyi hazırlanmış, eğlenceli ve bence gayet yerinde bir noktaya vurgu yapıyor.

Aralarında Richard Feynman’ın da bulunduğu bir çok büyük bilim adamından örnekler vererek, basit bir düşüncenin nasıl gelişerek dünyayı değiştirebilen büyük buluşları doğurduğunu gayet güzel anlatıyor. İyi bir konuşmanın (ve yanındaki materyaller ile bir sunumun) nasıl olması gerektiği konusunda adeta inceden bir ders veriyor.

Video, ne yazık ki İngilizce. Yine İngilizce altyazıya sahip, ancak Google’ın deneysel tercümesini kullanmak isterseniz, altyazıları Türkçe olarak ayarlayarak da videoyu izlemek mümkün. Arada komik ifadeler oluşsa da, adamın neden bahsettiği bu şekilde anlaşılabilir.

Gerçi bence sesi hiç olmasa bile izlemeye değer.

Biliyorsunuzdur, bugünlerde teknoloji dünyasının en popüler terimlerinden biri “augmented reality“, temel olarak fiziksel dünyanın gerçek zamanlı olarak teknolojik cihazlarla dijital ortama taşınması ve orada çeşitli şekillerde işlenmesi anlamına geliyor (ya da ben böyle biliyorum).

Her neyse, Google‘ın her alanda olduğu gibi bu alanda da bir yürütmekte olduğu bir projesi var. Adı Project Glass olan bu proje kapsamında, Google geçtiğimiz Çarşamba günü bir video yayınlayarak ne üzerinde çalıştığını ucundan biraz gösterdi. Ancak, gösterdiği kadarı bile teknolojinin nasıl önü alınamaz bir şekilde ilerlemekte olduğunun acayip bir kanıtı.

Videoyu bu “Google gözlüklerini” takan adamın gözünden,  Google’ın günümüzde sunduğu hemen tüm hizmetleri (belki de fazlasını) bu gözlükleriyle kullanır ve onları gerçek dünya üzerinde anlık olarak bilgi toplamak ve değerlendirmek için kullanırken izliyoruz. Bu gidişle pek yakında gerçek olacağından korktuğum bu gözlüklerin neler yaptığını buyrun, kendi gözlerinizle görün isterseniz:

Benim böyle şeyleri tanımlamak için aklıma gelen ilk sıfat “korkutucu” oluyor. Ama “inanılmaz” ve “heyecan verici” hemen arkasından geliyorlar.

Intimacy 2.0 adıyla başlatılan bir projede, onların deyimiyle, yakın ya da “özel” yakınlaşmalar yaşadığınızda transparan hale gelen giysiler üretmişler (Üretici firmaya göre, bu elbiseler kalbin atış hızının artmasıyla şeffaflaşmaya başlıyorlarmış).

Benden küçük bir tavsiye size: Aşağıdaki videoyu izledikten sonra sizin kendi giysilerinizi de iyice bir kontrol edin. Allah muhafaza, onların da öyle bir özelliği vardır, sonradan pişman olabileceğiniz görüntülere karşı önlem almakta fayda olabilir. :)

Vimeo’da daha büyük halini izleyebilirsiniz.
 

Tabi, insanın aklına bazı sorular da gelmiyor değil. Örneğin, neden böyle bir elbise üretme ihtiyacı duymuş olabilirler? Bu elbiseler günlük hayatta (lafın gelişi) ne gibi bir işlev görebilir? Benim aklıma bazı cevaplar geliyor ama, her şeyi de ben size hazır sunacak değilim ya, bu soruların cevaplarına da siz kendiniz karar verin artık.

Not: Bu bir reklam değildir!

Fil resmi

Sağlıklı ve hala hayatta bir Asya fili

Son yapılan araştırmalara göre, insan öncesi hominidlerin bulabilecekleri en mükemmel yiyecek fil etiymiş (Hatta, bunun nedeni de, yavaş hayvanlar olmaları nedeniyle etlerinin ideal bir yağ/protein oranına sahip olmasıymış). Filler atalarımızın beslenmelerinde o denli önemli rol oynuyorlarmış ki, fillerin 400.000 yıl önce Orta Doğu’da ortadan yok olmaları (diğer bir deyişle ölmeleri ve soylarının tükenmesi) o zamanki hominidlerin bugünkü insana evrilmelerinde büyük rol oynamış!

Bu kadar iddialı konuşan ben değilim, daha yeni sayılabilecek şu bilimsel makale. Her zamanki serbest alıntılama yöntemimle iki üç cümle sunuyorum:

“Filler ölmeye başlayınca, Homo Erectus ’çok daha küçük ve hareketli [dolayısıyla kolaylıkla kaçabilen] hayvanları avlamaya ihtiyaç duyar hale geldi. Böylece, enerji ihtiyacı arttı, ama beslenmesinde bitki ve protein alımı sınırlı olduğundan, bu enerjinin kaynağı yağ oldu. Homo Erectus artık avlanmadan önce hesap kitap yapar hale gelmeye başlamıştı.’ demiş Ben-Dor [araştırmacılardan biri] ve bu değişimin modern insanın fiziksel görünümünde de açıkça  görülebildiğini belirtmeden geçememiş. Homo Erectus’a kıyasla daha hafif olmamız, hatta daha büyük beyinlere sahip olmamız bile bu yolla açıklanabilirmiş.”

Kafasına göre takılan bir hizmet türü - FeedburnerBu “bazılarımız” da kim oluyor derseniz, sitenin e-mail listesine üye olanlar diye cevap veririm.

Bu açıklama sadece onlar için zorunlu, çünkü bu sabah neselibeyin.com’dan biraz değişik bir e-mail aldılar. Sadece dün gece yayınladığım yazının onlara gelmesi gerekirken, bir baktılar ki bu yeni yazının yanında tamamen bu servisi veren Feedburner‘ın marifetiyle, geçtiğimiz Ağustos ayından bazı yazılar da bonus olarak onlara gönderilmiş.

Neden oldu, nasıl oldu, inanın bu konuda benim de sizin kadar fikrim var, yani hiç yok. Ama elbette tekrarlanmasını istemediğimiz bir şey ve daha önce de Feedburner bir kaç kez ilgisiz zamanlarda bu tür mailleri abonelere göndermişti. Ama o zaman tek tek gönderiyordu, şimdi dört beş tane birden göndermiş, kantarın topuzunu kaçırdığı yer burası. Göze güzel görünen bir logo tüm sorunları çözmüyor demek ki – arkanızda koskoca Google olsa bile üstelik!

Bilmenizi isterim ki eğer bu tür bir sorunla bir kez daha karşılaşacak olursam, tüm e-mail aboneliklerini Feedburner’dan alacak ve WordPress’in kendi email abonelik sistemine taşıyacağım (elbette izninizle). Hem onun şekli şemali daha güzel, hem de yeni yazıları yayınlandığı anda mail atıyor. Kısacası, hepimiz için inşallah daha hayırlı olacak diyor, herkese iyi günler diliyorum.

Not: Aslında fena da olmadı gibi bir yandan da, ne dersiniz? O eski yazıları bir anda karşılarında görüp hatırlayanlar olmuştur belki, değil mi?(fakirin ekmeği umut değil miydi)? Eğer bu konuda farklı bir düşüncesi olan varsa, yorumları beklerim.

Aspirin'in gizli tarihi

"Israrla isteyiniz!" diyor sanırım.

Tarihler 1899 yılını gösterdiğinde, Alman ilaç üreticisi Bayer için çalışan genç bir kimyager çeşitli bitki özlerinden üretilebilecek ilaçlar için durmadan deneyler yapıyordu. Adı Felix Hoffmann olan bu kimyager, bu çalışmalarının sonucunu o sene içinde aldı ve yeni bir ağrı kesicinin patentini almayı başardı. Hoffmann’ın bulduğu bu yeni ilacın ticari markası Aspirin olarak tescil edildi.

Etkili bir ağrı kesici olabilecek bir aktif maddeyi keşfetmek için Hoffmann’ın güçlü bir ailevi sebebi de vardı üstelik: Babası, romatizma ağrılarından çok fena muzdaripti. Hoffman, Aspirin’in etken maddesi olan asetilsalisilik asidi saf olarak sentezlemeyi ilk olarak 1897′de başardı.

Daha sonraları ilacın pazarlandığı Aspirin adı da, aslen “asetil”in “A”sı ile Spirea’nın “spirin” köklerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuştu. Meraklı olanlar Spirea’nın ne olduğunu soracaklardır hemen, o da bu ağrı kesicinin kaynak bitki hormonu olan salisilik asidin botanik bilimindeki genel türüne verilen isim. Bildiğiniz söğüt ağacının özünden elde ediliyor, bulması zor değil.

Velhasıl, o yılın getirdiği sürprizler Hoffmann için daha bitmemişti. Tesaedüfe bakın ki, aynı ay içinde, yani 1899′un Ağustos ayında eroini de ilk kez sentezleyen kişi oldu. Gerçi bu buluşu çok da isteyerek yapmamıştı, o aslında morfini asetile ederek kodein elde etmeye çalışıyordu. Ama olan olmuştu bir kere :)

Allahtan ilk kez ürettiği ve o zamanlar yine Bayer tarafından ilaç olarak pazarlanmaya çalışılan bu madde, Aspirin kadar başarılı olmadı ve pek tutmadı (ABD dışında pek tutmadı demek daha doğru olur aslında, ABD’de yasaklanana kadar oldukça iyi sattı).

Aspirin ise, malum, alıp yürümeye başlamıştı bile (Üstelik o zamanlar pek çok farklı hastalığa karşı olumlu etkileri dahi bilinmiyordu, örneğin bunun, şunun ve şunun gibi). Etkili pazarlama teknikleri ve işini bilen patent avukatları sağolsun, Bayer firması Aspirin’in ekmeğini çok daha uzun yıllar yiyecekti ve bol bol yedi (hatta, bugün bile buna devam ediyor).

Konu ile ilgili daha fazla bilgi için Wired‘ın sitesinde Mayıs 2009′da yayınlanan ve bu yazıya da kaynak olan şu makaleye göz atabilirsiniz.

Albert Einstein genç ve yakışıklı bir delikanlı iken.

Albert Einstein, 26 yaşındayken.

Albert Einstein, 1905 yılı içerisinde, özel görelilik kuramını ortaya attı, “fotoelektrik etki” hakkındaki bilimsel makalesini yayınladı, doktora tezini tamamladı ve doktorası onaylandı, E=mc^2 denklemini buldu, Brown hareketi üzerinde başka bir makale daha yazdı, ikinci evliliğini yaptı ve oğlunun ilk yaşgününü kutladı.

Sahi… Geçen sene sizin için nasıl geçmişti? :)

 

(Kronolojinin detaylı bir versiyonunun linki burada.)

Stop Copying Plugin made by VLC Media Player