Posts by: Can Ender Gökçe
Orson Welles'in 1937 tarihli bir fotoğrafı

Orson Welles, 1937

İtalya’da, Borgia’larin idaresi altında otuz yıl savaş,  terör, cinayet ve kan dökülmesi yaşadılar.  Michelangelo,  Leonardo da Vinci ve Rönesans’ı ürettiler. İsviçre’de ise,  kardeş sevgisi,  beş yüz yıllık  demokrasi ve barışı yaşadılar, peki, ne ürettiler? Guguklu saat!..

Orson WELLES

John D.  Brown ‘ın harika Olanaksızlık kitabından

Gösterilebilirmiş, hatta gösterilmiş bile. Yakında muhtemelen internette oldukça popüler olacak bu videonun nasıl bir çalışma gerektirdiğini ve ne kadar doğruluk payı içerdiğini tam bilmiyorum ama (ki oldukça titiz bir çalışma gibi görünüyor), bunu düşünüp uygulamaya geçirmek bile benim zihnimde anında hayranlık uyandırıyor, şaşırıp kalıyorum. Sizlerle de hemen paylaşmayı istememin nedeni bu.

Şimdi, öncelikle 1000 ile 2003 yılı sonlarına kadar Avrupa haritasının değişimini gösteren şu kısa, ama çok şey (ve muhtemelen herkese çok  farklı şeyler) anlatan videoyu izleyelim bakalım:

Not ve düzeltme: Internette elli bin (sayıyla 50.000) sitede yayınlanınca artık videoyu yapanın canına tak etmiş olmalı ki, videoyu youtube’dan kaldırmış. Ama kendi sitesinde duruyor, hatta şu linke tıklarsak, minnacık da olsa bir parçacık izlememize izin bile eriyor hala :)

Videonun daha yavaşlatılmış bir versiyonu da var, hatta bu versiyonda yılları ve bazı önemli önemli olaylara ilişkin kısa açıklamaları da görmek de mümkün.

Dediğim gibi muhtemelen video yakında oldukça ünlü olacak ve bir sürü site ve blogta yayınlanacaktır. Bunların hepsi kaynak gösterecek mi bilmiyorum. Ben The Browser sitesinde gördüm ve gördüğüm anda da hemen burada paylaşma ihtiyacı hissettim.

Çok da iyi ettim. :)

Diğer melekelerden daha şaşılası bir meleke varsa o da bellektir bence. Belleğin güçleri, zaafları, eşitsizlikleri, diğer zihinsel faaliyetlerimizle kıyaslandığında çok anlaşılmaz görünür. Bellek bazen çok iyi saklar, faydalıdır, itaatkardır -bazen çok şaşkın ve zayıftır- bazen çok kontrol dışı bir hal alır! Kuşkusuz her açıdan tam bir mucizeyiz ama hatırlama ve unutma gücümüz her türlü keşfin ötesinde sanki.

- Jane AustenMansfield Park

Louis Breger’in Freud adlı kitabından

  1. Liste yap.
  2. Yanında hep bir defter taşı.
  3. Serbest stilde yazmayı dene.
  4. Bilgisayardan uzak dur.
  5. Başka bir dünyadan gelmiş gibi davran.
  6. Kendini hırpalayıp durmayı bırak.
  7. Ara ver.
  8. Duşta şarkı söyle.
  9. Çay / kahve iç.
  10. Köklerini bil.
  11. Yeni çıkan müzikleri dinle.
  12. Açık ol.
  13. Etrafını yaratıcı insanlarla çevir.
  14. Geri bildirim al.
  15. İşbirliği yap.
  16. Vazgeçme.
  17. Tekrarla, tekrarla, tekrarla.
  18. Kendine hata yapmak için izin ver.
  19. Yeni bir yerlere git.
  20. Yabancı filmler izle (Amerikan hariç).
  21. Şükret.
  22. Bol bol dinlen.
  23. Çok risk al.
  24. Kurallara uyma.
  25. Seni mutlu eden şeyleri daha sık yap.
  26. O işi daha fazla zorlama.
  27. Sözlüğün bir sayfasını baştan sona oku (Ekşi Sözlüğün değil, normal olanın).
  28. Bir çerçeve oluştur.
  29. Başkası için mükemmel olmaya uğraşma artık.
  30. Aklına yeni bir fikir mi geldi? Hemen yaz.
  31. Çalıştığın yeri temiz tut.
  32. Eğlen.
  33. Bir şeyi tamamla.

Siteyi takip edenler fark etmişlerdir, “time lapse“, yani zamanın hızlandırılması ile hazırlanan videolara hafiften bir zaafım var, özellikle yaratıcı ve özgün olanları beni oldukça etkiliyor.

Ekteki video ise, hadi gelin itiraf edelim, öyle ahım şahım bir yaratıcılık içermiyor. Ama yine de bu bakımdan idare edebileceğini, içerdiği görüntüler açısından ise oldukça güzel sayılabileceğini düşünüyorum.

Adını “Venedik’te Bir Gün” diye çevirseydim belki daha doğru olabilecek bu videoyu, umarım siz de seversiniz.

Bunun eninde sonunda olacağı belliydi, boşu boşuna kimseyi suçlamayalım. İnsanların motivasyon seviyelerinin ve istekliliklerinin tamamen beyinlerindeki “haz merkezlerinin” nasıl çalıştığı ile ilgili olduğunu savunan haberler yapmak basının pek hoşuna giden bir tutum olmuştu çoktandır. Özellikle de, bu tür haberlerde haz merkezinin sadece  beyindeki “dopamin” seviyesi ile kontrol edildiğinin de şüphe duyulmaksızın kabul edildiğini işin içine kattığımız zaman, ortaya tadından yenmez bir malzeme çıkıyordu: Aslında son derece karışık olan beynin çalışma sistemini, nörokimyasalların birbirleriyle olan etkileşimlerini hiç hesaba katmadan “dopamin = haz” diye basit bir denklemle açıklayarak bu fikirle oynaşmak, doğal olarak popüler kültür araçlarının çok işine geliyordu.

Hem beyin kadar kompleks ve içinde ne olup bittiğini tam olarak bilmediğimiz bir gizemli bir organı açıklamakla kim uğraşırdı ki? Birincisi kendileri de bilmiyorlardı, ikincisi ise açıklasanız da, kim okurdu ki tüm bunları?

Oysa, sıradan insanın anlayabileceği, teselli bulabileceği, hatta bazı durumlarda sorumluluğu yükleyebileceği madde bulunmuştu işte: Dopamin!

Ve yine aynı türden bir haber bugün de karşımızda işte. Muhtemelen bir iki gün içinde bizim basının da üzerine atlayacağı bu haberi önce burada okumanız, değişik bir gözle bakmanızı sağlayabilir diye umuyorum (Şu saat itibariyle henüz Türk medyasına girmiş değil de, o bakımdan).

Haber, neden bazılarımızın iş yerinde çok çalışırken, bazılarımızın kaytardığının sebebinin artık bulunduğunu müjdeliyor bize!

Uzun zamandır sırrını koruyan bu durumun nedeni, meğerse beynin üç değişik bölümündeki dopamin düzeylerinin bizim çalışma konusundaki istekliliğimizi etkilemesinden başka bir şey değilmiş.

Dopamini doğru yerde, doğru zamanda salgılamış bir çalışan

Dopamini gayet yüksek ve bu yüzden çok çalışkan bir çalışan

Bu sonuca varılan ve daha yeni Journal of Neuroscience dergisinde yayınlanan araştırmada hem çalışkanların hem de tembellerin beyin görüntülerinin alınması ile şu kesin olarak anlaşılmış artık: Daha fazla kazanmak için işlerinde daha çok ter dökmeye yatkın olanların beyinleri daha fazla dopamin salgılıyor, özellikle de bu yüksek dopamin seviyeleri beynin ödül ve motivasyonla ilgili davranışları düzenlediği varsayılan bölgelerinde yoğunlaşıyormuş – ki, gereksiz bir bilgi olarak ekleyeyim, bu  bölgelere striatum ve ventromedial prefrontal korteks adı veriliyor (ikincisi de aslında Türkçe’de prefrontral korteksin ortasında biraz aşağıda kalan bölümü ifade ediyor ama öyle söylemek çok daha afilli).

Çalışmaya pek gönlü olmayanların ise, aslında şaşırtıcı olarak, beyinlerinin başka bölümlerinde (anterior insula denilen, duyguları ve risk alma davranışlarını kontrol eden bölgelerde) dopamin seviyelerinin yüksek olduğu görülmüş.

Dopaminin tembellik üzerindeki etkisiBöylece, bu çalışma daha önce pek de farkında olmadığımız bir bulguya rastlamış aslında. Eskiden sadece dopaminin yüksek olmasının ödüle ulaşma motivasyonun yüksekliği için yeterli olduğu düşünülürken, artık beynin farklı bölümlerinde dopaminin farklı işlevlere sahip olabileceğini de fark etmiş araştırmacılar. Ama çalışmanın bu kısmı önemli değil, önemli olan sizin çalışkan ya da tembel olmanızın zaten sizin elinizde değil, beyninizin içindeki bazı maddelerle ilgili olduğu ve bu yüzden aslında sizin tembelliğiniz yüzünden kaçırdığınız bir fırsat için hiç bir sorumluluğunuz olmadığını düşünmeniz. Yakında bizim basına yansıyacak haberlerde de işin bu yönden ele alınacağını da tahmin etmemiz bu durumda pek zor olmuyor.

Yine de, araştırmayı ilginç bir sonuçla kapatmış bu çalışmayı yapan bilim adamları. Demişler ki, eğer bir gün dopaminin hangi bölgede ne tür bir etki yaptığını tam ve derinlemesine anlayabilirsek, o zaman bu durum gelecekte dikkat eksikliği, depresyon ve şizofreni gibi bozuklukların tedavisinde çok önemli rol oynayabilirmiş.

Yapma ya! diye tepki verecekseniz, içinizden verin bari, ayıp olmasın…

Not: Bu araştırma hakkında daha detaylı bir yazı için isteyenler bir sürü sitenin haberi girdiğini görebilirler, ben naçizane şu linki önerebilirim kendilerine.

Stephen Hawking‘e göre, bunu becerebilmemiz için üç iyi yol olabilirmiş:

Eğer geleceğe seyahat etmek istiyorsak, tek ihtiyacımız olan şey yeterince hızlı gidebilmek. Cidden hızlı. Ve bunu yapabilmemizin tek yolu bence uzaya gitmekten geçiyor. Tarih boyunca ürettiğimiz insan taşıyan en hızlı araç Apollo 10 oldu, hızı saatte 40.000 km’ye ulaşıyordu. Fakat, zamanda yolculuk yapabilmemiz için bunun 2.000 katından da fazla sürat yapmamız gerekiyor. Ve bunu başarmak için de, daha büyük bir uzay gemisine ihtiyacımız olacaktır, hakikaten devasa bir makineye. Bu geminin kendisini neredeyse ışık hızına yakın bir hıza çıkarmaya yetecek kadar fazla miktarda yakıt taşıyabilecek kadar büyük (yani geniş) olması gerekecektir. Evrensel hız sınırının hemen altında bir hıza erişebilmemiz, bu geminin motorlarının altı yıl boyunca tam güç çalışması ile ancak mümkün olabilir.

Geleceğe Dönüş filminde zaman yolculuğu yapan araba

Bu durumda, Geleceğe Dönüş filmlerindeki araba pek işe yaramayacak gibi görünüyor.

Stop Copying Plugin made by VLC Media Player