Posts by: Can Ender Gökçe

Hayır, bu anlatacağım şeyin  Otostopçunun Galaksi Rehberi ile hiç ilgisi yok efendim, bu tamamen bambaşka bir şey.

Evrenin, daha doğrusu evren içindeki herşeyin büyüklüğü hakkında bir interaktif site, daha doğrusu bir grafik yapmışlar. Güzelliği sözle anlatılır gibi değil. İnsanın beynini durduk yerde açıyor, ne sıkıntısı varsa unutturuyor (en azından benim için). Müziğinden tutun, görsellerine ve esas bunu ortaya koyan ana düşünceye kadar bakmaya, incelemeye gerçekten doyum olmayan bir çalışma.

Resme tıklayabilirsiniz.

Evrenin Ölçeği 2

Benim tavsiyemi soracak olursanız, ki sormadığınızı gayet iyi biliyorum, bunu incelerken şöyle bir yol izlenebilir, çok zevkli oluyor. Ya da şöyle desem daha doğru olacak, yolda gidip gelirken (!) benim dikkatimi en çok şu noktalar çekti, sizinkiler ne olur bilmem… [Dikkat: Bundan sonrasını kendiniz resimdeki linkten siteyi açıp interaktifi izledikten sonra okumanız tavsiye edilir]:

- Önce, insanı görüyoruz malum. Daha sonra genişledikçe, 1 km çapa erişiliyor. İşte o noktaya geldiğinizde durun ve geri giderek (yani bir nevi zoom yaparak insana geri ulaşmaya, insan figürünü tekrar bulmaya çalışın. Bir kilometre içinde bile bir insan ne kadar da küçük kalıyor, şaşırtıcı, öyle değil mi?

- 1.000.000 metre, yani 1.000 km sınırından sonra gezegenler, uydular ve diğer bazı gök cisimleri başlıyor. Onların birbirleriyle olan karşılaştırmalı boyutları hiç böyle açık ve net görmüş müydünüz? (Tabii, onların arasındaki insan yapısı bir şeyi görmeden geçmeyin.)

- Peki sorabilir miyim, 1 milyar metre çapını aştıktan sonraki Güneş’in haricindeki hacimleri ona çok yakın bu yıldızların ve diğer envai çeşit şeyin kaçının ne olduğunu biliyorsunuz?

- Az sonra karşınıza çıkacak: Sizce “Toplam İnsan Yüksekliği” ne anlama gelebilir? Bu şeyin uzayın derinliklerinde ne işi var?

- Voyager 1 bizden ne kadar uzaktaymış, gördünüz mü? Ya bir ışık yılı uzaydaki mesafeler için ne anlam ifade ediyormuş?

- Allah allah, bizim bir de Samanyolu Galaksimiz olacaktı meşhur, o yok mu ki acaba bu sitede?

- Bundan sonra gidin gidebildiğiniz kadar artık. Ama bir de şunu deneyebilirsiniz sonra, geri gelin, insan seviyesine ve oradan da aşağıya, daha küçük ölçeklere inmeye devam edin. Orada da birbirinden ilginç şeyler görebilirsiniz, hatta göreceksiniz.

Sonuç olarak, bu interaktif grafiğin neresinin kimin daha çok hoşuna gideceği, bakanın ilgi alanları ile oldukça ilgili sanırım… Bir biyologla bir astronomun aynı şeylere odaklanmayacağı kesin.

Andy Warhol's great pop-art - Four Colored Campbell Soup Can

Andy Warhol - Four Colored Campbell Soup Can

Gıdaları “konserve” etmenin, yani kutuların içindeki havayı alarak saklamanın, onların bozulma sürelerini diğer metotlara göre çok daha uzun süre önlediği ilk olarak 1810 yılında keşfedilmiş. Ciddi düşünüldüğünde, uzun süren kış aylarında yiyeceksiz kalmayı büyük ölçüde önlediğinden, insanlık için önemli bir buluş sayılabilir bence (her ne kadar, şu linkte de olduğu gibi bazı sağlık guruları tarafından artık pek tüketmememiz gerektiği belirtilse bile).

Ama şuna ne diyeceğiz peki? İlk konserve 1810‘da yapılmış ama, ilk konserve açacağı ne zaman bulunmuş ve patenti alınmış, biliyor musunuz?

1855 yılında… Yani, tam 45 yıl sonra!

O kadar süre ne mi yapmışlar? Bilmem!

Ama, yukarıdakilere inanmayanlar gerçek olup olmadığını kendileri de araştırabilir… Zaten, çok geçmeden bu konuya ilişkin -biraz da yazının sansayonel havasını bozmamak için- yazmadığım bir iki noktayı da (üstelik son derece ilginç noktaları) alttaki yorumlara eklemeyi düşünüyorum.

Ama belki de canım istemez ve eklemem, o yüzden söz veremiyorum. :)

Erotik oyun kartlarının bu oyunu yaparken kullanılması gerçekten şart mı, ondan tam emin değilim. Ama, numara gerçekten de ilginç ve yaratıcı olmuş, beğendim:

Bence, hiç hem de hiç aklınıza gelmeyecek bir yolla… İki ya da üç haneli sayıların çarpımında, sonucu bulmak için bakın Japonlar nasıl bir yöntem izliyorlarmış:

Aynı sorunun karşısında, insan beyninin nasıl birbiriyle ilgisiz çözümler geliştirebildiğini göstermesi açısından da dikkate değer buldum bu videoyu.

Sizce de ilgi çekici değil mi?

Not: Aklıma sonradan geldi, eklemeden edemedim. Yukarıda insanoğlunun aynı sorunlar karşısında nasıl da birbirinden farklı ve yaratıcı çözümler üretebildiğinden bahsederken, kendimize haksızlık etmişim. YGS’deki şifre olayı esas tüm bu acayip çözümlerin ağababası değildir de nedir, sorarım size :))

Ünlü Avusturyalı, Alman, İngiliz ve Amerikalı, kısacası hiç bir yerin memleketlisi olmayan filozof Ludwig Wittgenstein ile hepimizin yakından tanıdığı Adolf Hilter isimli Avusturyalı Alman ‘ın aynı ortaokula gittikleri, hatta aynı sınıfta okudukları öteden beri anlatılıp durulan bir hikayedir. Bazıları daha da ileriye giderek neredeyse sıra arkadaşı olduklarını, silgi paylaşacak yaşı çoktan geçtikleri için, tööbe haşa ilk istimnalarını birlikte yaşadıklarını söyler dururlar. Elbette ki istimna kısmını olaya iğrençlik katması için ben ekledim.

Şaka bir yana, okulda birbirlerini tanıyıp tanımadıkları hakkında bugüne kadar ben herhangi bir belge okumadım, dikkatimden kaçmış olabilir. Ama sanıyorum ki bunu ciddi olarak iddia eden de olmadı (David Irving gibi egzantrikler dışında). Ama son dönemde ortaya çıkan belgelerle aynı matematik hocasından ders aldıkları bu hocanın öğrencileri hakkında tuttuğu notlardan anlaşılmış güya (ne kadar güvenilir olduğu her zamanki gibi zamanla anlaşılacak).

Beni bu konuya geri getiren ise Wikipedia’da Wittgenstein maddesinin altında rastladığım şu fotoğraf oldu.

Hitler ve Wittgensetin'in aynı sunufta okuduğu hurafesini ilk kim uydurdu acaba?

Sıkı dostlar!

Güya resimde de oklarla gösterildiği üzere bu yeniyetme bastıbacaklar Hitler ile Wittgenstein’mış. Ben her iki çocuğun da kişilik özelliklerini dikkate alarak resim çekilirken öyle uslu durup görünebileceklerine ihtimal vermiyorum ya, neyse.. Gerçi ikisinin de süper somurtmuş olması şüphe uyandırmıyor değil.

İlginç olan şu ki, eğer bu resimdekiler gerçekten onlarsa ve resimde aralarında sadece bir kaç kişinin bulunabileceği kadar yakın bir sınıf ortamında birlikte bulundularsa bu yakın tarihin en büyük keşiflerinden biri olarak kayıtlara geçmelidir.

Şans, kader ya da genetik deyin, insan soyunun, yani görünürde insanı andıran bu iki kişinin dünyada birbirinden olabilecek en farklı yaratılışta kişiler olduğunu varsayarsak, o sınıfta neler yaşanmış olabileceğini tahmin bile edemiyorum. Wittgenstein’in son derece derslerle alakasız, arkadaşlarını küçük gören ve asosyal bir çocukluk dönemi geçirdiğini biliyoruz. Buna karşın, belki tek ortak özellikleri olarak Hitler de derslere karşı ilgisiz ve kendi dünyasında yaşayan bir çocuktu ancak bazı tanıklar zayıf ve çelimsiz çocukları pataklamayı sevdiğini belirtiyor. Bu durumda Hitler, acayip derecede kıl bir öğrenci olan Wittgenstein’i dövdü mü? Wittgenstein bu olaydan sonra mı böyle oldu? Hitler’in Yahudi düşmanlığının başlamasında bu gıcık Yahudi çocuğun rolü var mıdır? Bu soruların cevaplarını aramamız gerekiyor:)

Şaka bu sefer iyice öbür yana, ben bu çocukların aynı okulda ya da aynı sınıfta okuduklarına ihtimal vermekte güçlük çekiyorum, zira Wittgenstein devrin en güçlü ailelerinin birinin çocuğu iken, Hitler son derece sıradan bir aileden gelmekteydi. Wittgenstein’ı ailesi evde özel öğretmenlerle eğitime tabi tuttukları çocuklarını neden sonradan Linz’de sıradan bir ortaokula göndermeye karar vermiş olabilirler mi, bence böyle bir ihtimali düşünmek gerçekten zor, zira maddi durumlarında bir kötüleşme olmamıştı.

Her neyse, Facebook’ta birbirlerini eklememiş olmaları da bu teorimi destekliyor zaten.

 

Aşağıdaki videoyu izleyince ilk vereceğiniz tepkinin “Bu ne ya?” olacağını % 99 oranında garanti edebilirim.

Anladığımız kadarıyla Japonya kaynaklı olan bu video gerçek mi değil mi, onu ben de bilemiyorum. Üretici firmanın sitesinde bu ürünün gerçek olduğu yazmakla kalmıyor, ürüne ait pek çok  başka tanıtıcı video da yer alıyor. Bu yüzden, karar da size kalıyor.

Her ne olursa olsun, gerçekten “çok acayip” bir şey yine de…

Matt Owen ismindeki bir tasarımcının blogunda minimalist ve gerçekten çok iyi düşünülmüş bazı popüler film posterlerine rastladım.

Yaratıcılığın yanında, bu posterlerin aynı zamanda yapmaları gereken işlevi de fazlasıyla yerine getirdiklerini düşünüyorum. Yani, filmin özünü çok sade biçimde bir kaç şekille anlatabiliyorlar. Kendi zevkime göre seçtiğim bazı örneklere buyrun:

Birds - Alfred Hitchcock

Dawn of the Dead

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

A Christmas Story

A Clockwork Orange

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Psycho (Sapık)Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Daha fazlasını Matt Owen’ın blogunda görme şansınız var elbette. Hatta görseniz memnun kalırsınız, benden söylemesi :)

Stop Copying Plugin made by VLC Media Player